CrackedMug

Karalama Defteri!

Calradia Konseyi / Son Yolculuk

Şöminede yanan odunlardan biri, orta yerinden kırılıp kısa bir süre için uçuşan kıvılcımlar saçarak devrildi. Matheld bir silkinmeyle huzursuz uykusundan uyandı. Koltukta uyumaktan dolayı boynu tutulmuştu. Boynunu ovalayarak odadaki büyük yatağın yanına gitti.

Alhedras kalın örtülerin altında yatıyordu. Matheld, yatağın yanındaki masada yanan mumun ışığında Alhedras’ın yüzünü inceledi. Bu gün rengi biraz yerine gelmiş görünüyordu. Masadaki bir kaseden bir bezi ıslatarak Alhedras’ın kuruyan dudaklarını sildi. Tekrar koltuğa dönmek için arkasını döndüğünde kapıda bir silüetin olduğunu gördü.

“Ymira?” dedi gözlerini kısarak. Koridordaki meşalelerin ışığı daha canlıydı ve kapıdaki kişi bulanık görünüyordu. “Seni farketmedim. Ne kadardır oradasın?”

“Sadece birkaç dakikadır,” dedi Ymira içeri girerken. Yorgunlukla koltuğa kendini bırakan Matheld’in yanına kadar gitti ve elini kadının omzuna koydu. Omuzlarındaki gerilimi eliyle hissedebiliyordu. “Kendini çok yoruyorsun,” dedi. “biraz dinlenmelisin.”

Büyük savaşın (katipler çoktan bu isimle kayıt altına almışlardı) ardından geçen bir hafta boyunca, iki kadın oldukça iyi dost olmuşlardı. Ymira, Matheld’e büyük bir saygı duyuyordu. Kendi istediği yönde ilerleyen, kararlarını kendi verebilen bir savaşçı… İleride onun gibi olmak istediğini saklamıyordu.

“Jeremus bu sabah onu devamlı uykuda tutan ilaçları vermeyi kesti.” dedi Matheld. “Vücudunun kendi kendine bakabilecek kadar toparlandığını söylüyor. Her an uyanabilirmiş.”

Ymira Matheld’in elinde parlayan cismi farketti. Dinlediği hikayelerden bunun ne olduğunu az çok tahmin edebiliyordu. “Uyanınca ne olacak?” dedi. “Yani.. sonra demek istiyorum.”

“Sonra mı?” diye sordu Matheld.

“Şey.. Marnid dedi ki…” Ymira’nın yüzü Marnid’den bahsederken istemsiz bir şekilde kızardı. “Yani Marnid Alhedras’la aranızda geçenleri anlattı… Kavganızı…”

Matheld bir süre sessiz kaldı. Bu sırada elinde parlak cismi evirip çeviriyordu. Konuştuğunda sesi kararsızdı. “Kadere inanıyor musun Ymira?”

“Ben mi?” dedi Ymira. “Elbette inanıyorum… Yani henüz kader inanışımı sarsacak bir olayla karşılaşmadım. Sen inanmıyor musun? Gerçi savaşçıların pek inançlı olmadığı söylenir.”

“Bu konuda haklısın.” dedi Matheld. “Elimize bir kılıç alıp birilerini öldürmeye başladığımızda, her şeyin bizim kontrolümüzde olduğunu sanırız. Kaderimizi kendimiz çizebileceğimize… Ama bir gün başına öyle bir şey gelir ki… Bu anlayışını sorgulamak zorunda kalırsın…”

Elinde oynadığı cismi yukarı kaldırarak Ymira’ya gösterdi. Alhedras’ın kolyesiydi bu. Zincirin üzerindeki metal izleri görülebiliyordu. “Bunu bana Alhedras vermişti.” diye açıkladı. “Kavga ettiğimizde, ona geri vermiştim. Eğer kavga etmemiş olsaydık, bu kolyeyi takmıyor olacaktı…ve o zaman… büyük ihtimalle ölecekti.”

“Kavga etmenizin kaderinizde yazılı bir şey olduğunu mu düşünüyorsun?” diye sordu Ymira.

“Bilmiyorum,” dedi Matheld başını sallayarak. “Gerçekten bilmiyorum… Ben sanırım…”

Yatakta yatan Alhedras inledi ve kolunu biraz oynattı. Matheld hemen ayağa fırlayarak yatağın yanına geldi. “Jeremus’a git,” dedi Ymira’ya. “Alhedras’ın kendine gelmeye başladığını söyle!”

******

Sabahın ilk ışıkları odanın büyük camlarından içeri dolarken Alhedras gözlerini açtı. Bilinci yavaş yavaş kendine gelirken, kısa bir an boyunca nerede olduğunu kavramaya çalıştı. Bir yatakta yatıyordu, büyük bir odada… Nefes alıp verirken boğazında hissettiği ince ağrı, neler olduğunu hatırlamasına yardımcı oldu. Demek ölmemişti… Ama nasıl?

Yatağın başucundaki koltukta birinin kendisini izlediğini gördü. Henüz bulanık gören gözlerini kısarak baktı. “Sen,” dedi konuşurken boğazında oluşan acıya alışabilmek için kısa bir an bekleyerek. “sanırım uyandığımda görmek isteyeceğim kişileri sıralamamı isteseler, son kişi sen olurdun.”

“Bu kadar zalim olma.” diye cevapladı Sylves. “Ölümün kıyısından dönen biri için kinayeli konuşmalar pek uygun değildir.”

“Öyle mi?” diye cevapladı Alhedras. “Beni oraya gönderen sendin ama… Her neyse, neler olduğunu anlatacak mısın, yoksa yine bir şeyler yapmam için beni kandırmaya mı geldin?”

“Lütfen ama! Ben kimseyi kandırmadım.” dedi Sylves. “Sadece senin bilmediğin bazı gerçekleri sana açıkladım. Kararı veren sendin… Ve görünüşe göre doğru kararları vermişsin… Sonuç itibari ile yaşıyorsun… Ve evet, eğer merak ediyorsan tabii… biz kazandık…”

Sylves savaştan sonra olanların kısa bir özetini anlattı. Swadia ve Khergit kuvvetleri dağınık bir halde geri çekilmişlerdi. Başlarında onları toparlayacak bir liderleri yoktu. Clais esir alınmış, Dustum ise ölmüştü. Bu aşamada Sylves, Alhambro’nun ölüm haberini ustaca geçiştirdi.

Savaştan sonra bir araya gelen Ragnar, Kastor ve Valdym, Swadia ve Khergit üzerine yürüyüp yürümeme üzerinde tartışmışlar ve 2 ye karşı 1 oyla şimdilik beklemeye karar vermişlerdi. Elbette bu bir oy Ragnar’a aitti.

“Görünen o ki,” diyordu Sylves. “Kral Ragnar’ın kendine göre planları varmış. Yanında savaşı ucu ucuna kazanabilecek kadar adam getirmiş. Sargoth’ta hazır bekleyen ikinci bir ordusu daha varmış. Sanırım savaşın ardından zayıf düşmüş tüm krallıkları fethetmeye çalışacaktı.”

“Sağolsun, Kastor bu konuda beni bilgilendirmeseydi, şu an olabilecekleri hayal bile edemiyorum. Gerçi Ragnar ikinci ordunun sadece yenilmemiz ihtimaline karşı bir önlem olduğunu söylesede… şey, sonuçta ne düşündüğünü asla bilemeyeceğiz.”

Olanları dinledikten sonra Alhedras kaçınılmaz soruyu sordu, Alhambro’ya ne olmuştu? Sylves, isterse binbir türlü yalan uydurabilir veya acılı haberi daha sonraya bırakabilirdi. Ancak Alhedras’a ilk seferde gerçeği söyleyecek kadar borçluydu artık.

Olanları anlattı ve Alhedras’ı acısı ile başbaşa bırakarak sessizce odadan çıktı.

******

Sonraki bir hafta oradan oraya koşuşturan diplomatlarla ve defalarca yazılan, silinip yeniden yazılan anlaşmalar ile geçti. Sonunda, büyük savaşın üzerinden 2 hafta geçtikten sonra, zafer kutlaması ve yapılan anlaşmaların duyurusu için bir şölen tertip edildi.

Wercheg meydanları kalabalığı kaldıramamıştı. Bu nedenle şölenin şehrin dışında, güney surlarının hemen altında yapılmasına karar verildi. Alhedras tam olarak iyileşmediği için şölene katılamadı, ancak surların üzerinden aşağıda olup bitenleri kısa bir süre izledi.

Tören devam edip liderler konuşurken, Sylves tekrar Alhedras’ın yanına gelip “Anlaşmalar yapıldı.” dedi.

“Biraz sorunlu oldu ama sonunda tatlıya bağlantı. Herkes aldığı tüm toprakları geri verecek. Tüm sınırlar savaştan önceki haline dönecek. Khergit hanlığına karşı bir yaptırım yapılmayacak ancak devamlı izlenecekler. Eğer şiddet içeren bir eyleme hazırlandıkları görülürse cezalandırılacaklar. Swadia’ya gelince… Kont Beranz, Swadia kontlarının çoğunun, sırf Clais’ten korktukları için savaşa katıldığını söyledi. Şimdilik Swadia’ya karşı bir yaptırımımız olmayacak. Kont Beranz kontlardan oluşan bir birlik ile yönetimi devraldı. Ne olacağını zaman gösterecek.”

“Tabii işin bir de diğer yönü var. Ragnar’ı ve Nord’ları zaptetmemiz gerekiyor. Yoksa güçsüz durumdaki krallıklardan birinin üzerine her an çullanabilir. Bunun için bir konsey kurulmasını istemem gerekti. Çift yönlü bir konsey elbette. Görünüşte Swadia ve Khergit’i kontrol altında tutmak için… Ancak asıl amacı Nord’lara karşı askeri bir denge oluşturmak…”

Alhedras başını salladı. “Seni anlayamıyorum Sylves. Gerçekten… Yani imparatorun bir hizmetkarısın, ancak en az bir Calradia’lı kadar, hatta ondan daha fazla barış için çalışıyorsun. Bunun nedenini merak ediyorum.”

“Ahh derdimi kimseye anlatamayacak mıyım ben?” diye pöfledi Sylves. “Daha kaç defa söylemem gerekiyor? Benim görevim Calradia’nın beş krallık halinde kalmasını sağlamak. Daha fazlası değil.”

“İşte anlamadığım nokta da burası işte!” diye cevapladı Alhedras. “Neden? İmparator neden bu şekilde olmasını istiyor?”

Sylves’in yüzü ciddileşti. Etrafa bir göz gezdirdikten sonra Alhedras’ın iyice yanına sokuldu. “Pekala,” dedi. “Bizim için yaptıklarını düşününce sanırım bazı gerçekleri öğrenmeyi hakediyorsun. Ancak gerçeği kendin bulman gerekiyor…. Buraya gel…”

Sylves, Alhedras’ın koluna destek olarak onu surlara yaklaştırdı. Başıyla aşağıyı, tören alanını göstererek “Aşağı bak ve bana ne gördüğünü söyle.” dedi.

Alhedras ilk başta Sylves’in ne dediğini anlamadı. Aşağıda olağanüstü bir kalabalık toplanmıştı. Khergit hanlığı dışındaki tüm krallıklardan insanlar vardı ve ayrıca…

“Ayrıca?”

Bir tarafta Valdym duruyordu. Genç kralın etrafında sayıları az kalmış olsa da, hala gururla sancaklarını taşıyan Vaegir şövalyeleri ve zaferde büyük payları olan üstün yeteneklere sahip Vaegir okçuları vardı.

Meydanın diğer bir tarafında Kastor duruyordu. Savaşta en çok onlar zarar görmüştü ve törene katılacak adam bulmakta bile zorlanmışlardı. Kastor’un yanında sadece bir kaç düzine adamı vardı. Ancak Rhodok halkı inatçıydı. Yıllardır her türlü baskıdan ve yenilgiden kurtulabilmişlerdi.

Bir diğer yanda Kont Beranz vardı. O ve yanındaki bir kaç kont, Yeni Swadia‘yı temsilen buradaydılar. Yanlarında ünlü ağır zırhlı Swadia şövelyelerinden oluşan bir muhafız birliği vardı.

Hepsinin ortasında Ragnar ve vahşi Nord’ları yer alıyordu. Kaosun askerleri…

Ve tabii şimdi burada olmayan Khergit süvarileri vardı, hızlı ve çevik… Ele geçirilemez…

“Savaşçılar…” dedi Alhedras meydana bakmaya devam ederken.

“Tecrübeli savaşçılar” diye tamamladı Sylves.

“Burası Calradia, imparatorun kendi haline bırakıp gittiği günden beri, yani neredeyse iki yüz yıldır birbirleri ile savaşan insanlarla dolu. Savaşsız bir gün bile geçirmediler. Savaş beraberinde yıkım ve ölüm getirir. Ancak yanında şan, şöhret ve zenginlikle beraber…”

“İki yüz yıldır tüm diyarlardaki en vahşi, en yetenekli ve en acımasız savaşçılar şan, şöhret ve zenginlik hayalleri ile Calradia’ya geliyor. Zayıf olanlar ölüp gidiyor, güçlü olanlar ise güçsüz düşecekleri zamana kadar bu zenginliklerin tadını çıkarıyorlar.”

“İşte Calradia’nın gerçeği bu! Burası bir insan değirmeni, zayıf tohumları ezip yok ediyor. Sadece en sert kabuğa sahip tohumlar bu değirmenden çıkabiliyor… Söyle bana Alhedras, Calradia’daki en fakir lordun bile en az kaç adamı var biliyor musun? Hayır mı? Ben sana söyleyeyim bir kaç yüzden fazla… Hesabı sen yap! Calradia’da her an savaşa hazır ne kadar savaşçı var, tahmin edebiliyor musun?”

Alhedras konunun nereye geldiğini anlamaya başlamıştı artık. “Binlerce mi?” diye sordu.

“Binlerce tecrübeli savaşçı!” dedi Sylves. “İmparatorun ordusu, onların yanında tahta sopayla oyun oynayan çocuklar gibi kalır!”

“İmparator Calradia’dan korkuyor Alhedras. Birlik olmasından korkuyor, tek bir krallık altında toplanıp gözünü onun üzerine dikmesinden korkuyor. Bu nedenle beş krallık halinde kalmasını istiyor. Devamlı birbirleri ile savaşan, gözü başka düşman görmeyen…”

Sylves başka bir şey söylemedi. Alhedras’ı bu yeni bilgiler ile başbaşa bırakıp uzaklaştı. Son anda geri döndü,

“Ahh” dedi gülerek. “Herkese sözünü geçirebilecek, adil davranabilecek ve herkesin saygı duyacağı bir kahramanın çıkıp ta, tüm Calradia’yı birlik haline getirmemesi, imparator için ne büyük bir şans değil mi?”

*** SON YOLCULUK ***

Alhedras Sylves’i bir daha görmedi. Konsey ile ilgili çok fazla işi olduğunu söyleyip, adeta ortadan kaybolmuştu. Geride Alhedras’ı merak içinde bırakarak… Acaba Sylves Alhedras’a bir rol mü önermişti?

Ancak Alhedras’ın ilk olarak yapması gereken çok önemli bir işi vardı ve her türlü kararı sonraya bırakmaya karar verdi. Ağabeyinin naaşını Ceradhin’e götürmeli ve ailesinin yanına defnetmeliydi.

Kalabalık bir grup olarak yola çıktılar. Alhedras ve dostlarına ek olarak, Kastor ve Rhodok askerleri de yarı yola kadar onlara eşlik edecekti. Matheld’de onlarla birlikte geliyordu. Alhedras ile aralarında hala bir soğukluk vardı, ancak savaşçı kadın, Ceradhin’de yapılacak olan cenaze törenine katılmayı kabul etmişti. Sonrası için ise bir şey söylemedi.

Grup ağır ağır güneye ilerledi. Dhirim’e vardıklarında Kont Beranz’ın görevlendirdiği Swadia şövalyelerinden oluşan bir muhafız birliği gruba katıldı. Calradia topraklarından çıkana kadar gruba eşlik edeceklerdi.

Jelkala’ya vardıklarında Kastor ile vedalaştılar. “Bu son görüşmemiz değil!” dedi Kastor Alhedras’ın elini sıkarken. “Bizi sık sık ziyaret etmeni bekliyoruz. Calradia’nın artık senin gibi insanlara öncekinden daha fazla ihtiyacı var.”

Ymira, her nedense Calradia sınırına kadar grupla birlikte gelmeyi seçti, babasına Swadia şövalyeleri ile birlikte geri dönebileceğini söyledi. Kastor yan gözle Marnid’e baktı ancak ses etmedi.

Swadia şövalyelerinin eşliğindeki grup doğuya dönerek Calradia sınırına doğru ilerlemeye devam etti. Khergit bozkırlarından geçerken rahatsız edilmediler. Daha doğrusu, bozkırlar neredeyse boştu. Köylüler yabancıları görür görmez evlerine girip kapı ve pencerelerini kapatıyorlardı. Bahtsız yolcuları tuzağa düşürüp soyan bozkır haydutlarından bile hiç bir iz yoktu.

Doğudaki dağ geçitlerine vardıklarında grupta bir ayrılık daha yaşandı. “Ben Geroia’dan geçemem.” dedi Marnid. “Geroia’lı tüccarları bilmezsiniz, borçlarını namuslarından bile üstün görürler. Onlara borçluyum ve bu da soruna yol açacaktır. Ayrıca, Ymira’ya Veluca ve Rhodok halkının toparlanması için yardım edeceğime dair söz verdim.”

Marnid ile birlikte Borcha’da Calradia’da kalıyordu. “Ona hala bir borcum var,” diye açıkladı Borcha. “Calradia’da olduğu sürece ona yardımcı olacağıma söz vermiştim. Son bir kaç ayda oldukça olgunlaşmış olsa da o hala kanı kaynayan bir genç ve bir kadının peşinden koşup saçma sapan hatalar yapmasını engellemem gerekiyor.”

Vedalaşmaları pek uzun tutmadılar. Marnid, Borcha ve Ymira, Swadia şövalyeleri ile birlikte geriye dönerken Alhedras ve dostları Calradia’dan ayrılmalarını sağlayacak olan geçitlere adımlarını attılar.

Burada ise bir sürprizle karşılaştılar. Üçüzler, yada diğer adları ile kılıç bacıları onları bekliyordu. Hepsini merak içinde bırakarak  Jamiche’deki savaştan sonra nerede oldukları ve neler yaptıkları hakkında sessiz kaldılar. “Bu başka bir hikaye,” dediler sorulduğunda, “başka bir zaman anlatılması daha uygun olur…”

******

Alhedras üç yıldan fazla bir süre sonra yeniden Ceradhin’deydi. Yangının ardından yıkılan kalenin enkazı, üç yılın ardından doğa tarafından işgal edilmişti. Birkaç büyük sütun ve devrilmemiş duvarın dışında tüm enkaz, otların altında görünmez olmuştu.

“İşte burası.” dedi Alhedras dostlarına. “Geriye pek birşey kalmamış olsa da, burası benim evimdi, bir zamanlar…”

“Yeniden olmaması için bir neden göremiyorum.” dedi Nizar. Ancak Alhedras omuzlarını silkerek cevap verdi.

“Nasıl? Kale yerle bir olmuş.”

“Yeniden inşa edilmeyecek bir şey değil” diye cevapladı Artimenner.

“Hala ciddi haydut problemi var.” diye üsteledi Alhedras.

“Eee?” diye cevapladı Lezalit. “Köylüleri asker olarak yetiştirdiğimiz ilk sefer olmayacak…”

“Yani diyorsunuz ki…”

“Burası tekrar bir şehir, bir kale, bir başkent olabilir diyoruz.” dedi Lezalit. “Calradia’da birlik sağlanmışken ticaret yolları tekrar kurulabilir. Marnid’in de bize yardım edeceğine de eminim!”

“Bana bir çıkış yolu bırakmıyorsunuz.” dedi Alhedras gülerek. “Pekala ilk olarak ne yapıyoruz?”

“Yakındaki köyü deneyelim derim.” dedi Nizar. “Bize katılacak bir kaç gönüllü bulamasak bile, en azından boğazımızdan aşağı sıcak bir çorba geçer.”

Hepsi onaylayıp atlarını kuzeye çevirerek ilerlemeye başladılar. Alhedras geride kalmıştı. Matheld tam hareketlenecekken atın yularını yakaladı. Kadın yan duruyordu ve özellikle ona bakmamaya çalışıyordu. Alhedras ne söylemesi gerektiğini bilemedi. “Keşke Katrin burada olsaydı” diye geçirdi içinden. Muhtemelen hala beklediği için ensesine bir tokat patladırdı.

Tekrar Matheld’e baktı. Batan güneşin kızıl ışığı altında kadının profili daha da çekici hale gelmişti.

“Matheld…” dedi. “Ben..”

*** SON ***

One Response to Calradia Konseyi / Son Yolculuk

  1. Swift. 12 Şubat 2012, 15:39

    Güzel birşeye benziyor. :D

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.