CrackedMug

Karalama Defteri!

Kardeşler Arasında – Bölüm 3

Alhedras gün boyunca savaşmış, yanındaki az sayıdaki süvari ile birlikte yüzlerce Swadia piyadesi öldürmüştü. Buna rağmen gün ilerledikçe savaşı kazanabileceğine dair umudu gitgide tükenmişti. Bunların hepsi boşunaydı, dostları, askerleri… herkes boşuna ölmüştü, savaşı kazanamayacaklardı…

Ve sonra borular çaldı…

Alhedras ilk başta neler olduğunu anlayamadı, hiç kimse anlayamadı. Herkes bir an için durdu ve ne yapacağını düşündü.

Sonra Swadia ve Khergit saflarında ilk başta yavaş, zaman ilerledikçe de panik halinde bir hareketlilik başladı. Geri çekiliyorlardı!

Alhedras gördüklerine inanamadı. Kazanmışlardı!

Şimdilik…

Artık geriye tek bir iş kalmıştı ve Alhedras’ın bunu ertelemeye niyeti yoktu.

******

“Sonunda gelebildin,” dedi Alhambro, oturduğu ağaç kütüğünden kalkıp gerinerek. Üstü başı kan içinde kalmıştı ve etrafında en az bir düzine Nord savaşçısı ölü yatıyordu.

Atından inen Alhedras’ın da ondan geriya kalır bir yanı yoktu. Üçgen süvari kalkanı çentik çentikti, metal zırhının bazı bölümleri yer yer delinmiş, hatta bir kaç parçası düşüp gitmişti. Kol ve bacaklarındaki birkaç önemsiz kesik, ince ince kanamaya devam ediyordu.

“Güzel plandı,” dedi Alhambro, Alhedras’ın konuşmasını beklemeden. “Özellikle Vaegir okçuları… eğer sayımız daha az olsaydı etkili olabilirdi…”

“Etkili olabilir miydi?” dedi Alhedras ağabeyinin karşısına gelerek. “Savaşı kazandık, adamların kaçıyor! Darmadağın oldunuz!”

“Bu sadece ilk savaştı…” diye cevapladı Alhambro. “Onu da kılpayı kazandınız. Üstelik adamlarınızın çoğunu kaybetmek pahasına… Şimdi geri çekilip tekrar toplanacağız, kalelerimizde bekleyen binlerce yedek askerimiz var. Bir sonraki sefere bu kadar şanslı olmayacaksınız.”

“Eğer buna izin verirsem.” dedi Alhedras, soğuk bir sesle.

“Bana engel olmaya mı çalışacaksın kardeşim?” diye sordu Alhambro.

“Bunu neden yapıyorsun?” dedi Alhedras konuyu değiştirerek. “Bu hale nasıl dönüşebildin? Biz bu şekilde eğitilmedik! Masum insanları, zayıfları korumamız gerekiyordu! Onlarınn üzerine basarak yükselmemiz değil!”

“Ahh babam gibi konuşmaya başladın şimdi” dedi Alhambro yüzünü buruşturarak. “Onun o saatler süren nutuklarından hep nefret etmişimdir. İmparator görev için çağırdığında arkama bile bakmadan kaçmıştım şehirden. Döndüğümde yaşlı bunağın biraz susacağını sanmıştım, ancak o nutuklarına devam etti…”

“Sana yalvarıyorum bundan vazgeç!” dedi Alhedras. “Bunu bana sen söylemiştin: Böyle Olması Gerekmiyor!”

“Eğer vazgeçersem,” dedi Alhambro. “Ölen dostların geri gelecek mi? Adamların? Savaşta ölen diğer insanlar? Babamız?..”

Alhedras başını salladı.

“O zaman vazgeçmek için bir neden göremiyorum.” dedi Alhambro. “Tam tersine, bu kadar şeyden sonra bir zafer kazanmamak aptallık olur.”

“Bana başka bir seçenek bırakmadın.” dedi Alhedras üçgen kalkanını kenara atıp kılıcını hazırlarken.

“Gel bakalım küçük kardeşim.” dedi Alhambro çift elli kılıcı ile selam vererek.

******

Alhedras ilk dövüş eğitimlerini ağabeyinden almıştı. Bildiği hemen hemen her şeyi ona Alhambro öğretmişti.Gerçi savaş alanlarında tecrübe kazandığı şu son üç dört yılın ardından bir kaç yeni küçük numara öğrenmişti, ancak bunun yeterli olacağından emin değildi.

Alhambro alışık olduğu şekilde, çift elli bir kılıç kullanıyordu. Alhedras’ın iki eliyle tuttuğu battal kılıca göre hem mesafe hem de ağırlık olarak üstünlüğü vardı. Sadece hız olarak daha yavaştı, ancak o dezavantajı da Alhambro yeteneği ile kapatıyordu.

Alhedras iki eliyle tuttuğu battal kılıcı mümkün olduğu kadar geride tutarak sağdan bir saplama hamlesi yaptı. Battal kılıcın boyu, bu hamle sırasında yanıltıcı bir etki bırakıyor, savunmacının geç tepki vermesine sebep oluyordu. Nitekim Alhambro da battal kılıcı karşılamak için hamle yaptı, ancak hamlesi geç kalmıştı. Battal kılıcın ucu karşılayan darbeyi geçip devam etti. Alhambro ağır kılıcın kabzasını yukarı kaldırarak kabza koruması ile hamleyi yukarı doğru savuşturdu.

Ardından Alhedras sağdan ardı ardına iki savurma yaptı. Bu basit hamleleri Alhambro’nun karşılayacağını biliyordu. Hareketlerin asıl amacı Alhambro’yu oyalayıp, karşı saldırı başlamadan önce çift elli kılıcın menzili dışına çıkmaktı.

İkinci savurmanın ardından bir adım geri çekildi ve Alhambro’nun saldırısını karşılamak için hazırlandı.

Alhambro çift elli kılıç ile klasik bir savurma saldırısı yaptı. Ağır kılıcı başının üzerinde çevirdi ve yandan saldırdı. İlk hamle mesafeden dolayı es geçti. Ancak Alhambro silahın ağırlığı sayesinde oluşan moment ile kılıcı bir kere daha çevirdi ve tekrar saldırdı. Sonra diğer yönden tekrar ve tekrar… Her seferinde kılıcın hızı daha da artıyordu.

Alhedras çift elli silah kullanan rakipler ile çok fazla dövüşmemişti, ancak bu hamleyi daha önce görmüştü. Alhambro’nun yaptığı savurmalar tamamen yanıltmaya yönelikti. Rakip ardı ardına gelen saldırılar karşısında ezildiğinde veya ağır silah yeteri kadar moment kazandığında saldırının yönü değişecekti. Son darbede ise işi silahın ağırlığı halledecekti.

Alhedras savurma hamlelerinden kaçarken silahın ne zaman yön değiştireceğini tahmin etmeye çalıştı. Eğer darbeyi düzgün karşılayamazsa bu sonu olabilirdi.

Alhambro son hamlesinde dönüşünü yarıda kesti ve kılıcı yukarıya kaldırdı. Dönüşü nedeniyle iyice ağırlaşmış olan silahı yönlendirebilmek için oldukça çaba sarfetmesi gerekmişti. Ancak şimdi Alhedras’ın beklemediği bir pozisyondaydı. Ağır kılıç hızla aşağı indi.

Alhedras, ağır kılıç başının üzerine inerken son bir gayretle battal kılıcını kaldırdı. Darbenin gücünü karşılayabilmek için sol eliyle kılıcın uç tarafından da tutmuştu. Buna rağmen ağırlık altında ezildi, dizlerinin üzerine çöktü. Ve orada Alhambro’nun attığı diz suratında patladı.

Yüzü kan içinde kalan Alhedras gerisin geriye devrildi. Alhambro geri çekildi ve Alhedras’a “Ayağa kalk,” dedi. “Şu haline bir bak, sana öğrettiklerimin çoğunu unutmuşsun. Bir de bana karşı çıkmaya çalışıyorsun. Ayağa kalk dedim, son bir ders için yeterince zamanımız var…”

Alhedras ayağa kalktı, sinirlenmişti. Daha kısa ancak hızlı hareketlerden oluşan bir seri ile saldırıya geçti. Her hamlesi ile Alhambro’ya daha fazla yaklaştı. Son hamlesini sola doğru savurma şeklinde yaptı, Alhambro karşıladı. Kılıçlar çapraz bir şekilde dururken Alhedras sağ ayağının üzerinde döndü ve dirseği ile Alhambro’nun kafasına vurmaya çalıştı. Alhambro sol kolunu kaldırarak darbeyi engelledi ve kendi ağırlığını kullanarak Alhedras’ın üzerine yüklendi. Dönüş hareketi nedeniyle zaten dengesiz bir pozisyonda olan Alhedras tökezleyerek geri çekildi.

“Tekrar” dedi Alhambro.

******

Hamle ve karşı hamle, hile ve karşı hile…

Alhedras bildiği tüm hileleri ve dövüş tekniklerini bitirmiş olmasına rağmen, hala Alhambro’ya karşı üstünlük sağlayamamıştı. Hatta yaklaşamamıştı bile! Zihninde Alhambro’nun sözleri dönüp dolaşıyor, yenilgisini daha da belirgin hale getiriyordu.

Başaramamıştı, Alhambro’yu yenemeyecekti. Dostları, askerleri, Jamiche ve Ergellon kalesindeki Rhodok köylüleri… hepsi boşuna ölmüştü. İntikamları alınamayacaktı.

Alhambro şimdilik geri çekilecek, ordusunu yeniden topladıktan sonra yıkıma kaldığı yerden devam edecekti.

Ceradhin adı ile!

Alhedras ailesinin adının yıkım ve kan ile anılmasını, masum insanların cesetlerinin üzerinde yükselmesini hiçbir zaman istememişti. Babası da istemezdi, ancak ağabeyini ikna etmesinin hiçbir yolu yoktu…

Belki bir seçenek dışında…

Başka çaresi kalmamıştı, kılıcını kaldırdı ve alçak hamlelerden oluşan bir seri ile saldırıya geçti. Her hamlesinde kılıçlar biraz daha aşağı iniyordu.

Son hamlesi ile iki kılıcın da uçları çaprazlanmış bir şekilde yere değdi.

“Bu da ne şimdi?” dedi Alhambro. “Sana böyle mi öğrettim ben? Bu hamlenin bir yere varamayacağını bilmiyor musun? Sen ne yapı…”

Alhedras kılıçlar çapraz bir şekilde dururken sol ayağını dışarı doğru kıvırmaya başlamıştı. Alhambro hamlenin gidişatını gördü ve Alhedras’ın bunu yaptığına ilk başta inanamadı. “Saçmalama,” dedi. “Düşündüğün şey için rakibinden daha ağır silaha sahip olman gerekir. Burada üstünlük bende, sakın bunu deneme!”

Ancak Alhedras ağabeyini dinlemiyordu artık, sol dizini hafifçe kıvırdı. “Yapma!” diye haykırdı Alhambro, “burada böyle bekleyeceğimi sanıyorsan yanılıyorsun, karşılık vereceğim!”

“Umurumda bile değil,” dedi Alhedras. “Ceradhin ismini lekelemene izin vermeyeceğim!”

Alhedras kılıcını kaldırdı ve sol ayağının üzerinde dönmeye başladı, kılıcı dönüş ile birlikte yükseldi, yükseldi.

Alhedras dönüşüne başlar başlamaz Alhambro’da kendi soluna doğru dönüşüne başladı. İkisi de tam bir turun ardından tekrar yüzyüze geldiklerinde, kılıçları baş hizasına kadar yükselmişti.

Alhambro daha sonra olan herşeyi olağanüstü bir görüş ile izledi. Sanki benliği vücudundan çıkmış ve olanları dışarıdan ve yavaş bir şekilde görüyordu.

Kılıçlar havada karşılaştı. İlk anda, kesişim yerinde gözleri kör eden bir ışık patlaması oldu, kıvılcımlar havada uçuştu… Alhambro bu anı şu anki görüşü ile neredeyse dakikalar boyunca izledi.

Sonra çift elli ağır kılıç, daha hafif ve narin battal kılıca üstün geldi. Battal kılıç kesişim noktasından kırıldı. Küçük metal parçalar etrafa dağılırken Alhambro, hızını kaybetmiş olsa da hala ölümcül olan kılıcının ilerleyişini izledi.

Dışarıdan olayları izleyen benliği bağırdı, haykırdı, çaresizce tepindi. “Dur! Dur lanet olası kılıç!” Ancak kontrolü dışındaki vücudu onu dinlemiyor gibiydi, kılıcı durdurmadı…

Yoluna devam eden çift elli kılıç Alhedras’ın boynuna vurdu. Alhedras sıçrayan kanlar ile birlikte bir kütük gibi yana devrildi.

Bir anda görüş gitti ve Alhambro tekrar vücudunu hissetmeye başladı. Zaman akışı da normale dönmüştü. Bir çığlık atarak kılıcını fırlatıp attı ve yerde yatan kardeşinin yanına çöktü.

“Neden?” diye bağırdı eliyle Alhedras’ın boynundaki yarayı bastırmaya çalışarak. “Bunu neden yaptın kardeşim? NEDEN!”

Üzerindeki zırhını kayışları kopartarak çıkardı. Zırhın altındaki tüniği parçalayarak yarayı elinden geldiğince sarmaya çalıştı. “Böyle olmaması gerekiyordu!” dedi tekrar, gözlerinden yaşlar süzülürken.

Alhedras cevap olarak elini kaldırdı. İşaret parmağı ile geriyi, bir yerleri işaret ediyor gibiydi.

Alhambro’nun ensesindeki tüyler diken diken oldu. Savaşçı içgüdüsü ona büyük bir hata yaptığını söylüyordu. Birden ayağa fırlayıp döndü ve Dustum Han ile burun buruna geldi.

Dustum’un hançeri midesinin hemen üzerine saplandı.

******

“Geri çekileceğiz,” dedi Dustum. Dizlerinin üzerine çökmüş Alhambro’nun önünde bir ileri bir geri yürüyor, kendince bir nutuk çekiyordu.

“Geri çekilip yeniden toplanacağız. O aptal Clais artık yok! Sen de olmayacaksın! Tüm Noyan’lar beni dinleyecek, hatta Clais’in yokluğunda Swadia kontları bile! Hepsi benim emrimde olacak! Toplanacağız ve tekrar saldıracağız!”

Arkadan Alhedras öksürdü, ciğerlerine dolmaya başlayan kan yüzünden daha çok fokurdar gibi bir ses çıkardı. Alhambro kardeşinin çok fazla vaktinin olmadığını biliyordu. Ancak Dustum’u ne yapacaktı?

Gözüne bir parıltı çarptı. Hemen sağ yanında, yerde Alhedras’ın battal kılıcının uç kısmı duruyordu. Sol eliyle karnına saplı olan hançerin sapını kavradı. “Sen bir korkaksın!” dedi Dustum’a. “İnsanları arkadan vurmaya alışmış bir korkak! Erkek gibi dövüşemiyorsun bile! Noyan’lar sana itibar eder mi sanıyorsun?”

Dustum öfkelendi, sağa sola baktı ve aradığını hemen buldu: bir Nord kılıcı. Kılıcı eline alıp Alhambro’nun yanına geldi. Alhambro acıdan kıvranıyormuş gibi yere eğildi. Bu sırada sağ elini yerdeki kırık parçanın üzerine koydu.

Dustum kılıcı kaldırdı, tam aşağıya, Alhambro’nun boynuna doğru indirirken Alhambro karnındaki hançeri çekip çıkardı. Hançer ile kılıcı karşıladı. Hemen ardından bir dizinin üzerinde kalktı ve sağ eline almış olduğu kırık parçayı Dustum’un çenesinin altına sapladı.

Kırık parça Dustum’un alt ve üst damaklarını yarıp beynine ulaştı. Dustum anında öldü ve dimdik bir şekilde geriye devrilip düştü.

Alhambro yarasını tutarak tekrar kardeşinin yanına geldi. Alhedras bilincini yitirmiş görünüyordu. Ancak hala nefes alıyordu. Alhambro kısa bir an için kardeşini izledi.

“Böyle bitmesine izin vermeyeceğim!” dedi ve zor da olsa ayağa kalkıp kardeşini omuzuna aldı. “Biraz daha dayan kardeşim,” dedi. “Biraz daha dayan…”

******

Jeremus ameliyatların yapıldığı çadırda adeta terör estiriyordu. Hizmetçiler, acemi cerrahlar adamın önünden kaçışıyorlardı.

Jeremus çadırın içinde dolaşırken devam eden ameliyatları izliyor, çoğunlukla da sert müdahalelerde bulunuyordu.

“Buraya daha fazla su lazım!”

“Sen, bir kasap mısın yoksa bir cerrah mı? O bıçak körelmiş görmüyor musun?”

“İlk önce şu kanamayı durdurmazsan o oku çıkarmana gerek kalmayacak!”

“Sen nereye bakıyorsun? Bu adamın iç kanaması var! Bırak bacağıyla uğraşmayı!”

Çadırın içine omzunda bir yaralı ile giren bir savaşçı, Jeremus’un çıkışlarına ara vermesine sebep oldu. “Buraya getir” dedi üzeri kanla kaplı boş masalardan birini göstererek. “Şuraya yatır, bakalım… Boynundaki yara ciddi…” Jeremus birden yaralıyı tanıdı.

“Eski krallar aşkına! Alhedras Ceradhin değil mi bu?” Hemen ardından emirlerini yağdırmaya başladı. “Buraya temiz bandaj getirin, çok fazla gerekiyor. Sen, bana bulabildiğin en ince iğne setini getir. Hay lanet, gözlerim eskisi kadar iyi görmüyor. Sen, çantamda büyüteç setim var onu bul çabuk… Ne?… Çantam nerede olacak, lanet olası çadırımdadır! Koş çabuk!”

Malzemeleri beklerken Alhedras’ı getiren savaşçıya döndü. “Tamam dostum,” dedi. “Bundan sonrası ile biz ilgileniriz. Sen dinlenebilirsin.” Savaşçı birşey söylemedi, sadece başını sallayıp onayladı. Çadırın kenarına kadar yürüdü ve yere oturup çadır direklerinden birine sırtını dayadı. Jeremus onunla daha fazla ilgilenmedi, çırakların getirdiği büyüteçin kurulumuna başladı.

******

İki saat kadar sonra bitkin bir halde gözüken Jeremus, elinde salladığı parlak bir cisim ile yerde oturan savaşçının yanına geldi.

“Şanslı çocukmuş,” dedi adamın başında dikilerek. “Şu boynunda taşıdığı kolye, sanırım aile sembolü bu. Onun zinciri kılıcın damarları tamamen parçalamasına engel olmuş. Yoksa bir iki dakika içinde ölürdü. Çok kan kaybetmiş ama damarları dikmeyi başardım. Güçlü bir çocuk, iyileşeceğini düşünüyorum.”

Jeremus durdu, adamdan hiç bir sevinç veya onaylama belirtisi gelmemişti. Yanına çöktü ve o zaman adamın karnındaki ilk başta farkedemediği koyu kan lekesini gördü. “Sen de yaralanmışsın!” dedi. “Bunu neden baştan söylemedin! Kalk yarana bakalım.” Adamın omzunu tuttu. Ancak daha dokunur dokunmaz adam yana devrildi.

Böylece göçüp gitti Alhambro, kardeşinin iyileşip iyileşmediğini hiçbir zaman öğrenemeden…

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.