CrackedMug

Karalama Defteri!

Kan ve Kılıç – Bölüm 3

Gutlans son bir çaba ile adamlarını bir arada tutmaya çalışıyordu. Eğer sağlam bir savunma oluşturabilirlerse, şövalyelerin gözünü korkutabilir ve kendilerinden uzak durmalarını sağlayabilirlerdi. Ya da Gutlans’ın umudu buydu. Aklının mantıklı olan kısmı ise bunun ölmeden önce yapacağı son savunma olacağını söylüyordu.

Derken herşeyi değiştiren o ses gürledi: Tüm vadide yankılanan geri çekilme boruları…

Gutlans buna bir anlam veremedi. Swadia ve Khergit süvarileri iki taraftan onları sıkıştırmıştı, kazanmaları an meselesiydi! Neden geri çekiliyorlardı?

Boruların ardından Swadia ve Khergit süvarilerinin hatlarında bir dalgalanma oldu. Bir kısmı savaşın heyecanına kendini kaptırmış, emirleri umursamadan saldırmaya devam etti. Ancak sayıları yetersizdi ve Nord savaşçılarının arasında eriyip gittiler.

Aklı başında olan bir bölümü ise durup ne olduğunu anlamaya çalıştı. Ancak geriye kalanlar (ki çoğunluğu oluşturuyorlardı) çalan borulara uydu ve darmadağınık bir şekilde geri çekilmeye başladı.

Bu kısa süreli gevşeme, Gutlans’a adamlarını toparlaması için ihtiyacı olan zamanı verdi. Nord’lara ise en çok sevdikleri ortamı sağladı.

Savaş alanının tamamı oradan oraya koşturan atlılar, toparlanmaya çalışan Rhodok askerleri, havada uçuşan fırlatma baltaları ve çılgınca naralar atarak silahlarını savuran Nord savaşçıları ile doluydu. Kaosun hakim olduğu bu ortam, muhtemelen aklı başında bir insanın olmak isteyeceği son yer olurdu. Savaşın heyecanını tatmış olan bir Nord’un ise olmak isteyeceği tek yer…

Lord Gutlans artık savaşmayı bırakmış, bu karmaşanın ortasında adamlarını toplu halde tutmaya çalışıyordu. Bu sırada üzeri oklar ve çentiklerle kaplı kalkanını sırtına asmış, üzerinden hala kan damlayan baltası elinde Kral Ragnar yanına geldi.

“Uzun zamandır bu kadar iyi bir savaşa katılmamıştım.” dedi Ragnar gülerek. “Kral olunca bu tür zevklerden mahrum kalıyor insan.”

Lord Gutlans inanamayarak Ragnar’a baktı. Yenilgiden şans eseri ve neredeyse kılpayı kurtulmuşlardı ve Ragnar buna rağmen gayet keyifli görünüyordu. “Sizin savaş anlayışınız bizimkinden farklı.” dedi Ragnar, Gutlans’ın aklındaki soruları adeta tahmin ederek. “Siz savaşın bir kaç saat içinde biteceğini sanıyorsunuz… Herşey resmi olacak… İki taraf birbirine saldırır, daha iyi saldıran veya daha iyi savunma yapan kazanır. Hah! Savaşın gerçek doğası hakkında ne kadar da az bilginiz var!”

“Eğer adamlarınız sıralarında doğru düzgün dursaydı,” dedi Gutlans öfkesini saklamak için pek uğraşmadan. “o zaman savaşı gerçekten de bir iki saat içerisinde kazanabilirdik!”

“Pöh,” diye burun kıvırdı Ragnar. “O zaman bir eğlencesi olmaz ki… Neyse, sen istersen burada bekle, ben adamlarım ile güneye doğru ilerliyorum. Süvarileri elimden kaçırmış olabilirim ama hala savaşacağım koca bir Swadia piyade ordusu var!”

“Bekleyeceğime emin olabilirsin.” diye cevapladı Gutlans. “Senin barbarlarının önüne atlamaya niyetim yok!”

“Ahh şu Rhodok’lar,” dedi Ragnar, Gutlans’ın yanından ayrılırken. “gerçek eğlencenin ne olduğunu asla öğrenemeyecekler…”

******

Lord Kastor gösterişli çadırın önünde durmuş, çadırın kumaşını inceliyordu. Az önceki ufak çarpışmada, girişi tutan muhafızların kanları kumaşa sıçramıştı. Kaliteli kumaş, kırmızı kanı emerek koyu bir renge bürünmüştü. Kastor ister istemez kendini kanın oluşturduğu desenleri birşeylere benzetmeye çalışırken buldu. Kafasını salladı, şimdi batıl inançlara ayıracak vakti yoktu.

Nerdel çadırın içinden çıkıp Kastor’un yanına geldi. “Çıkmayacağını söylüyor.” dedi Kastor’a. “Bir Kral’ı ancak başka kralın teslim alabileceğini söylüyor. Eski anlaşmalar vesaire vesaire…”

“Ne yani?” dedi Kastor. “Şimdi oturup Ragnar’ı mı bekleyeceğiz? Ya da Valdym’i?”

“Gerek olduğunu sanmıyorum,” dedi Tribidian, “teorik olarak siz de Rhodok Kral’ısınız.”

“Henüz değil,” diye cevapladı Kastor. “Adetlerimize sırt çevirmek gibi bir niyetim yok. Rhodok kralı lordlar konseyi tarafından oybirliği ile seçilir. Tepeden inme Kral olunmaz.”

“Onun için aynı şeyi söyleyemeyiz ama” dedi Nerdel araya girerek.

“Pekala,” dedi Kastor omuzlarını silkerek. “Clais nasıl kral olmuşsa olmuş, o Swadia Kont’larının sorunu… Madem sadece bir Kral’a teslim olacağını söylüyor, öyleyse biz de bir tanesinin gelmesini bekleyeceğiz… Nerdel, Gaspar, adamları hizaya sokun. Geri çekilen askerler buraya yaklaşıp krallarını kurtarmak isteyebilirler. Nord’lar gelene kadar burada kalmamız gerekiyor…”

******

İki elinde de küçük birer fırlatma bıçağı olan Klethi, rakiplerini dikkatli bir şekilde inceledi. Daha genç gözüken savaşçı, küçük bir kalkan ve kısa bir gürz ile silahlanmıştı. Fırlatma bıçağının isabet ettiği diğer rakibi ise sadece kısa bir kılıç taşıyordu. Görünüşe göre bıçak sinirlere denk gelmişti, adamın sol kolu hereketsiz bir şekilde yanında sallanıyordu.

Klethi gülerek bıçaklarını kemerindeki kınlarına geri soktu. Kolay bir dövüş olacağa benziyordu. Ayağının ucunu yerdeki bir piyade mızrağının altına sokup mızrağı havaya fırlattı ve mızrağı yakaladıktan sonra başının üzerinde bir tur çevirdi. Hareketi tamamladıktan sonra mızrağı gösterişli bir şekilde başının arkasına, omuzlarının üzerine koydu. Sağ eli mızrağın üzerindeyken sol eli ile de rakiplerini dövüşe davet etti.

Marnid ve Borcha ayrılarak iki farklı yönden Klethi’nin üzerine doğru ilerlediler. Marnid kalkanını yukarıda tutarak sağ taraftan ilerlerken Borcha sol taraftan, sakat kolunu korumak için sağ tarafını ileri çıkartarak ilerliyordu.

Klethi hareketsiz durarak ikisinin de yakşamasını bekledi. Marnid mızrağın menziline girer girmez aniden sağa doğru bir adım attı ve aynı anda sağ kolu ile mızrağı bastırdı. Boynunu bir kaldıraçın desteği gibi kullanarak mızrağı sağ omzu üzerinden savurdu. Marnid darbeden korunmak için kalkanını kullandı ancak darbenin etkisi ile sola doğru birkaç adım geri gitmek zorunda kaldı. Borcha, Marnid’in arkasında kalmıştı.

Klethi ikinci hamlesini saplama olarak Marnid’in sağ tarafına doğru yaptı. Marnid sola adım atarak mızrağın ucundan kaçtı. Klethi mızrağı hemen sola doğru savurdu ve o sırada Marnid’in yanına kadar gelmiş olan Borcha’yı hedef aldı. Borcha sakat koluna doğru gelen darbeden kaçınmak için kılıcını hızla savurdu ve mızrağı karşıladı. Kılıcın çarptığı mızrak geri sekti, Klethi geri sekmenin gücünü kullanarak mızrağı bu kez ters tarafa savurdu ve saldırmak üzere olan Marnid’e hazırlıksız olduğu anda bir darbe indirdi.

Bu darbenin ardından hepsi birkaç adım geri çekilerek tekrar pozisyon aldılar. Üçü de durumu değerlendiriyor gibiydi. Borcha sol yanını tekrar geriye vermiş bekliyordu. Marnid ise kalkan tuttuğu kolunu oynatarak göğsünde mızrağın vurduğu yeri rahatlatmaya çalışıyordu.

Klethi ilk an için göreceğini görmüştü artık. Genç savaşçı kalkanını daha fazla kullanarak pasif bir dövüş sergiliyor, saldırı anında da kalkanının korumasını düşürüyordu. Anlaşılan gerçek bir savaşçı değil, sadece tecrübesiz bir maceraperestti. Diğeri ise sakat kolunu korumak için savunmada kalmayı tercih ediyordu. Sakat koluna yapılan saldırılara ise orantısız bir güçle karşılık veriyordu.

Klethi dövüş planlarını yeniden oluşturdu ve saldırıya geçti. Bu kez ardı ardına iki saplama yaparak Borcha’ya saldırdı. Borcha iki darbeyi de kolayca karşıladı. Klethi, Borcha’nın bu basit darbeleri karşılayacağını biliyordu. Asıl amacı savunmasını açık olarak gösterip Marnid’i saldırması için taciz etmekti.

Klethi’nin düşündüğü oldu ve o Borcha’ya saldırırken Marnid gürzünü kaldırıp saldırıya geçti. Klethi göz ucuyla hareketi görür görmez mızrağını savunma pozisyonuna çekti ve yukarıdan gelen gürzü karşıladı. Gürz’ün darbesi ile yere çöküyormuş gibi yaptı ancak son anda mızrağını sağ yanına eğdi. Gürz silahın üzerinden kayıp inerken Marnid’in dengesi bozuldu. Klethi zaten sendeleyen adamın sağ bacağına hızla bir tekme savurdu ve Marnid silahının olduğu kolunun üzerine düştü.

Klethi mızrağını saplayıp Marnid’i hemen orada öldürebilirdi, ancak bu durumda hemen arkasında olan Borcha işini bitirirdi. Yerde yatan Marnid’in üzerinden atladı, yerde yuvarlandı ve kalkar kalkmaz hemen arkasından geldiğini tahmin ettiği Borcha’nın sakat koluna gelecek bir darbe savurdu.

Borcha sakat kolunu kaldırıp mızrağı havada yakaladı. Klethi inanamayarak adama baktı, Borcha en başından beri numara yapıyordu! Kolu aslında sakatlanmamıştı! Mızrağı çekiştirdi ancak Borcha’nın elinden kurtaramadı.

Bu sırada yerde yatan Marnid’i farketti. Genç adamın savurduğu gürz, yere paralel bir yay çizdi ve Klethi’nin diz kapağını parçaladı. Kadın acıyla diğer dizinin üzerine çöktü. Ancak işi henüz bitmemişti, bir eliyle mızrağı tutmaya devam ederken diğer eliyle kınındaki bıçaklardan birini çıkardı ve yerdeki Marnid’e doğru hamle yaptı.

Marnid silah ve kalkanını bırakıp Klethi’nin elini yakaladı. Şimdi Klethi’nin iki silahı da kullanılamaz durumdaydı. Dahası, Borcha kılıcını saplama yapmak için geriye doğru çekmişti. Kadın mızrağı ve bıçağı aynı anda bırakarak Borcha’nın kılıcını göğsüne ulaşamadan yakaladı.

Klethi’nin elleri kesilmişti ve akan kan, çelik kılıcı daha da kayganlaştırıyordu. Saatler sürmüş gibi geçen kısa bir anın ardından, kadının gücü tükendi ve kılıcı serbest bıraktı. Kılıç göğsüne saplanırken Borcha’nın kollarına devrildi.

******

Nizar üzerine doğru gelen atlıları görüyor ama umursamıyordu. Onun sadece tek bir hedefi vardı: Baheshtur… Onun dışındakiler sadece birer engeldi. Ve Nizar bu engelleri çabucak aşmak istiyordu.

Baheshtur’un haydut çetesi üzerine çullanırken, Nizar adeta bir cehennem iblisine dönüştü. Şemşiri havada uçuşuyor, önüne çıkan ne varsa kesip biçiyordu. Kalabalığın arasında kendisi de irili ufaklı birçok darbe aldı, ancak intikam hırsı o denli fazlaydı ki, yaralandığını hissetmedi bile…

Bir düzineden fazla ölü adamın arasından çıktığında, üstü başı kan içinde kalmıştı. Buna, vücudundaki sayısız yaradan akan kendi kanı da dahildi. Ancak amacına ulaşmıştı: Bahehstur hemen karşısındaydı şimdi. Korumacı bir şekilde Dustum Han’ın önünde duruyordu.

Dustum şimdi ne yapacağını düşünüyordu. Korumasız kalmıştı ve burada biraz daha oyalanırsa yakalanması an meselesiydi. “Öldür onu” diye bağırdı Baheshtur’a. “Öldür de şuradan gidelim artık!”

Baheshtur’un Nizar’a karşı nefretle yanıp tutuşuyordu. Ancak az önce gördükleri adamın ikinci kez düşünmesine yol açmıştı. Arenada dövüştüğü süre boyunca Nizar’ın savaşçı yetenekleri adeta bilenmişti. Ve şimdi Baheshtur, kendi yarattığı bu şeytandan korkmaya başlamıştı.

Kararını veren Baheshtur aniden atını çevirdi ve Dustum’un tüm haykırışlarına rağmen ters yöne doğru kaçmaya başladı. Dustum, üzerine doğru gelen Nizar ile başbaşa kalmıştı, çaresizce kılıcını kaldırdı.

Nizar’ın Dustum Han ile uğraşacak vakti yoktu. Onun tek istediği Baheshtur’du. Bu nedenle orada oyalanmadı. Eğilerek Dustum’un savurduğu kılıcın altından geçti, bu sırada da şemşiri ile atın koşum takımlarını kesti. Dustum atından düşerken o arkasına bile bakmadan yoluna devam etti.

İki Khergit savaşçısı, atlarının üzerinde savaş alanını boydan boya geçtiler. Swadia şövalyelerinin, karmaşa içinde oradan oraya koşturan piyadelerin, Nord savaşçılarının arasından geçtiler, o karmaşada kimse dönüp bakmadı.

Savaş alanının kaosunu gerilerinde bıraktıktan sonra bile dakikalarca ilerlemeye devam ettiler.

Sonunda Baheshtur pes etmek zorunda kaldı. Sonsuza kadar bu şekilde kaçamayacağını biliyordu. Göçer kılıcını çekti ve Nizar ile karşılaşmak için atını çevirdi.

İki atlı hızla birbirlerine yaklaştı… yaklaştı… Ancak kılıçları birbirine değmedi. Nizar son anda atından ileri fırladı ve Bahestur’a çarparak onu yere düşürdü. İkisi birden yerde yuvarlanırken kılıçları ellerinden fırlayıp gitti. Şimdi eski usül dövüşüyorlardı: sadece çıplak elleriyle…

Yumruklaştılar, ısırdılar, kafa ve dirsek attılar, birbirlerinin boğazına sarıldılar. Aralarındaki dövüşü anlatacak kelime bulunamazdı, çünkü hiçbir kuralı, düzeni yoktu. İki adam da karşısındakine saf bir nefret ile zarar vermeye çalışıyordu.

Baheshtur elinin altında bir taş buldu ve bununla Nizar’ın başına vurdu. İlk darbe ile sersemleyen Nizar ikinci darbe gelmeden önce ayağıyla Baheshtur’u geri itebilecek zamanı zar zor bulabildi. Doğrulup ayağa kalktı

Baheshtur taşı sanki bir savaş çekici gibi tutmuştu ve savurarak tekrar saldırdı. Nizar kolları ile engellemeye çalıştı ancak taş ağırdı ve aldığı bir darbe sol ön kolunu kırdı.

Acı ile geri çekilirken ardı arkasına gelen darbelerden kaçmaya çalışıyordu. Ancak ayağı takıldı ve sırtüstü yere düştü. Fırsatı kaçırmayan Baheshtur üzerine atladı. Nizar kolunun acıyacağını bile bile yana yuvarlandı. Yuvarlanması bittiğinde yüzünde çeliğin soğuk temasını hissetti. Dövüşün başında elinden fırlayıp gitmiş kılıcını bulmuştu.

Kılıcını eline aldığı anda Baheshtur arkasında bitiverdi. Dizinin üzerinde döndü, kılıcını savurdu ve Baheshtur’un karnında boylu boyunca bir kesik açtı.

Baheshtur elindeki taşı düşürdü. Karnından çıkan iç organlarına bakarken dizlerinin üzerine çöktü.

Nizar ayağa kalkıp Baheshtur’un karşısına geçti. Eskiden olsaydı silahsız, üstelik ciddi bir şekilde yaralanmış birisine saldırmazdı. Ancak arenada başından geçenler aklına geldikçe gözleri karardı. Baheshtur masum insanların kanını Nizar’ın eline bulaştırmıştı.

“Çok kötülük yaptın,” dedi Nizar ve şemşirini adamın boynuna geçirdi.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.