“Gittiler mi?” diye sordu Kastor. “Ne zaman? Kaç gün oldu?”
“İki gün önce,” diye cevapladı Jarl Aedin. “Yaroglek aptalca davrandı ve ordusuyla beraber katledildi. Bu da, tahmin edeceğin üzere, işleri biraz hızlandırdı. Kral Ragnar ve Valdym, Swadia ile Khergit’in bu fırsatı kaçırmayacağını ve hemen saldıracağını öngördüler. İkinci kez düşünmeye vakit yoktu. Dostun Lord Gutlans, buraya geldikten hemen bir gün sonra adamlarını topladı ve savaşa katılmak için doğuya, Wercheg’e gitti. Sizin sağ olduğunuzu bilmiyordu. Biliyor olsaydı eminim beklerdi.”
“İki gün!” dedi Kastor. “biz gidene kadar savaş çoktan başlamış olur.”
Ne yapacağını düşünen Kastor, başını kaldırarak Sargoth’un yüksek surlarına baktı. Surların üzeri Nord savaşçıları ile doluydu. Ana kapıdan görebildiği kadarı ile, iç avluda da oldukça yoğun bir hareketlilik vardı. Askerlerin oradan oraya koşuşturduğu görülüyordu.
Kastor’un kafası karışmıştı. Jarl Aedin savaşın yakında başlayacağını ve herkesin, Lord Gutlans da dahil olmak üzere, doğuya gittiğini söylemişti. Peki bu kadar asker Sargoth’ta ne yapıyordu?
“Bunlar yedek askerler mi?” diye sordu Aedin’e. “Eğer yakın zamanda cepheye gidecekseniz beraber yol alabiliriz.”
Aedin’in yüzündeki ifade değişti. Gülümser gibiydi, ancak hafif bir tebessümün ötesine geçmedi. “Yedek mi? Hayır hayır, bunlar yedek askerler değil. Kalenin güvenliği için gerekli olan birlikler sadece… Ordunun asıl birlikleri doğuya gittiği için biraz karmaşa var o kadar…”
Kastor tekrar ana kapıdan içeri baktı. Burada bir şeyler dönüyordu ancak ne olduğunu anlayamamıştı. Kısa bir an düşündükten sonra asıl olarak savaşa odaklanmaya karar verdi. “İki gün,” dedi Aedin’e. “Bu uzun bir süre, ancak eğer hızlı yol alırsak… sanırım destek kuvvet olarak yetişebiliriz. Sayımız az olsada…”
“Şey..” dedi Aedin. “Eğer savaşa katılmaya o kadar istekliysen… Sanırım sana biraz adam verebilirim.”
Yaklaşık yarım saatlik bir beklemenin ardından elli kişilik Nord grubu, Kastor ve adamlarına katılmak üzere şehrin ana kapılarından dışarı çıktı. Borcha adamları görür görmez yüzünü buruşturdu. “Bunlar bir avuç köylüden başka bir şey değil! Bir kılıcı ilk kez ellerine aldıklarına bire on bahse girerim. Bu adamları savaşa sürersek kasap dükkanındaki sığır gibi doğranırlar…”
“Bu şartlar altında bulabileceğimiz yegane yardım bu.” dedi Kastor. “Ve onu en uygun şekilde kullanabileceğimizi umalım. Pekala… Ragnar ve Valdym düşmanı Reyvadin’e ulaşmadan durdurmaya çalışacaktır. Tahminime göre savaş alanı Reyvadin’in güneyinde olacak… Beyler, adamlarınıza söyleyin, hızlı hareket edeceğiz. Durmak yok, savaşa gidiyoruz…”
Çavuşların havada yankılanan sert emirleri ile Kastor’un ufak ordusu doğuya doğru yürüyüşüne başladı. Kastor henüz şehirden uzaklaşmamışken geriye dönüp baktı. Kapıların önünde Aedin duruyordu. Kastor adamın gözlerinin parladığına yemin edebilirdi…
******
Vaegir okçularının tuzağı oldukça etkili olmuştu. Gizlendikleri tepelerin güney yamacı, ölü atlar ve Khergit savaşçıları ile doluydu. En az ikiyüz, belki de üçyüz Khergit öldürülmüştü. Ancak ölülerin sayısındaki fazlalık, kendi problemini de beraberinde getiriyordu. Ön sıralardaki Khergit süvarileri artık ilerleyemiyordu. Geri kalanlar ise tepelerin batısında durmuş, neler olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.
“Batıya kaymalıyız!” dedi okçuların lideri. “Atlılar menzil dışında kaldı, batıya doğru ilerlemeliyiz!”
“Hayır!” diye cevapladı Matheld. Okçuların yönetimi için Alhedras onu görevlendirmişti. “Eğer o yöne ilerlerseniz süvariler sizi görür ve başka yöne gider!”
Ancak kazandıkları bu ufak zaferin etkisinde olan adamın onu dinlemeye pek niyeti yoktu. “Nord süvarileri onları engeller. Biz burada otururken Khergit savaşçıları çoktan geri dönmeye başlamıştır bile!” Ardından Matheld’in kendisini durdurmasına fırsat vermeden koşturmaya başladı. İlerledikçe emirler yağdırıyordu. Tüm Vaegir okçuları yerlerinden ayrılıp batıya doğru ilerlemeye başladılar.
Matheld çaresiz bir şekilde peşlerinden gidip adamları geri çevirmeye çalıştı, ancak savaşın heyecanı ile kimsenin onu dinlediği yoktu. Okçular tepelerin batı yakasına dönmüşlerdi bile…
Matheld’in korktuğu başına geldi ve okçular tepelerin batısında ortaya çıktığı anda Khergit süvarileri tarafından görüldü. Khergit savaşçıları artık önlerinde bir tuzak olduğunu biliyorlardı. Geriye dönmeye çalışırlarsa oluşan karmaşada büyük ihtimalle çoğu Vaegir okçularının hedefi olacaktı. Bu nedenle daha az riskli olan yönü denediler. Dosdoğru kuzeye, Nord süvarilerinin üzerine ilerlediler.
Nord süvarileri sadece kandırmaca için orada bulunuyordu ve at üzerinde savaşmaya alışık olmadıklarından üzerlerine doğru gelen Khergit süvarilerini engelleyemediler. Tuzak delinmişti. Khergit savaşçıları, ciddi bir kayba uğramış olsalarda, hala ciddi bir kuvvettiler ve son hızla kuzeye doğru ilerlemeye başladılar. Sonra da ilk başta planladıkları gibi batıya dönerek piyadelerin arkasına geçtiler.
******
Gutlans’ın başı Nord savaşçılarının başı bozukluğu ile dertteydi. Komutasındaki Rhodok askerleri ve Vaegir muhafız birliği ile Swadia şövalyelerini durdurmayı başarmıştı. Hatta ilk başlarda onları geri çekilmeye bile zorlamıştı. Ancak ön saflar düşüp te şövalyeler Nord sıralarına ulaştığında karmaşa başlamıştı.
Nord savaşçıları iyiydi ve kahramanca savaşıyorlardı. Ancak düzenli savaştan anlamıyorlardı. Önlerinden bir Swadia şövalyesi geçtiğinde sıralarını bozup peşinden koşturuyorlardı. Araları açılan sıralara zamanla daha fazla Swadia şövalyesi giriyor, düzenli sıraları dağıtıyorlardı.
Gutlans, bu şekilde devam ederlerse şövalyeleri yenseler bile kayıplarının çok fazla olacağından emindi. Ve şövalyelerin ardından Swadia piyadeleri geliyordu!
Nord savaşçılarının saldırgan tutumlarının aksine, savunmacı bir savaş anlayışını benimsemiş olan Gutlans, sıraları sıkıştırarak geri çekilme emrini verdi.
Tam bu sırada Khergit süvarileri tuzaktan kurtuldu ve ordunun arkasına geçti.
******
Alhedras’ın sürpriz saldırısı, Swadia piyedelerini şaşırtmış ve ilerleyişlerini durdurmuştu. Hatta bir kısmı bu yeni düşmanlar ile savaşmak için geriye bile dönmüştü. Ancak kısa zamanda düşmanın sayıca az olduğunu anladılar ve ufak bir birliği geride bırakarak ilerleyişlerine devam ettiler.
Alhedras süvarileri çılgınca oradan oraya yönlendiriyor, piyadeleri geri döndürmek için elinden geleni yapıyordu. Ancak piyadelerin ana grubu ilerlemeye devam ederken geride bıraktıkları birlik adeta bir duvar örmüştü. Alhedras ve süvarileri ana piyade grubuna ulaşamıyordu. Dahası, güneyden üzerlerine doğru gelen bir Swadia Şövalyesi birliği vardı…
Alhedras umutsuz bir şekilde atını durdurdu. Planları ilk başta işe yaramış olsa da, şimdi tamamen dağılmıştı. Khergit süvarileri ve Swadia şövalyeleri, ağır kayıplar verselerde, durdurulamamıştı. Piyadelere arkadan yapılan sürprüz saldırı sadece kısa bir an için etkili olmuştu. Savaş alanındaki kontrol yeniden Swadia ve Khergit askerlerinin eline geçmişti.
Alhedras bu yenilgiyi durduracak son bir çare arayışı ile etrafına bakarken, kulaklarında tanıdık bir ses yankılandı…
Borular çalıyordu, savaş boruları… Ve Kastor’un ordusu güneyden, tüm Swadia ve Khergit birliklerinin arkasından savaş alanına girdi.
******
Gözcü nefes nefese geri döndüğünde Kastor son hazırlıklarını yapıyordu. Bir askerin yardımı ile yarım olan sağ koluna bir süvari kalkanını sıkı sıkıya bağlamıştı. Sol elinde ise ağır bir seheryıldızı vardı. Sol elini kullanmaya alışık olmasa da, silahsız bir şekilde savaşı geriden izlemeye niyeti yoktu.
“Durum… oldukça… kötü…” dedi gözcü sık sık nefes alarak. “Ana ordu Swadia şövalyeleri ve Khergit süvarilerinin arasında sıkışmış. Ayrıca bir piyade grubu da oraya doğru gidiyor. Bir süvari birliği yarma harekatına başlamış ancak piyadeler tarafından durdurulmuş. Bu şekilde devam ederse bozgun kaçınılmaz.”
Tribidian pufladı. “Destek kuvvet olarak geç kaldık.” dedi. “Bu saatten sonra savaş alanına girmemiz bir işe yaramaz. Hepi topu yüz küsür kişiyiz, yarısı da acemi Nord askerleri… Daha piyadeleri geçemeden kıyıma uğrarız.”
“Başka bir seçenek daha var,” diye çıkıverdi Borcha. Tecrübeli rehber gözcü askerden ayrı olarak yola çıkmış ve savaş alanını farklı bir noktadan incelemişti.
“Clais ve Dustum hala karargah kampında, sancaklarını ve muhafızlarını gördüm. Kamp alanında çok fazla koruma yok. Eğer arkadan saldırabilirsek tüm dikkatleri üzerimize çekeriz. Askerlerin hepsi geri dönüp üstümüze çullanır. Böylece dostlarımıza nefes alıp yeniden toparlanacak vakti kazandırmış oluruz.”
“Dostlarımız zamanında yetişemezse de harcanır gideriz!” dedi Tribidian.
“Yanımda Clais ve Dustum’u götürdükten sonra…” diye omuz silkti Borcha.
“Başka bir olasılık gören var mı?” diye sordu Kastor. Tüm adamları ona bakıyor, onun vereceği kararı bekliyordu. Kastor ilk kez kral olmanın gerçek anlamını hissetti. Şu an her şey onun vereceği karara bağlıydı.
“Boruları çalın,” diye emir verdi Kastor. “Tüm vadi yankılansın ve herkes bizim savaşa girdiğimizi duysun! Nerdel, Gaspar… şu acemileri yola sokun hemen! Toparlanın savaşa gidiyoruz!”
“Evet kız kılıklılar!” diye bağırdı Nerdel neşeyle. “Anneniz size ne öğretti bilmiyorum ama bugün bir erkek gibi savaşmayı öğreneceksiniz! Kama düzeni! Mızraklı askerler öne!”
******
Kastor’un askerleri ete saplanan mızrak gibi kamp alanındaki az sayıda korumayı dağıtıp ilerlerken, Alhedras ortaya çıkan fırsatı gördü. Gelenlerin kim olduğunu, nereden çıktıklarını bilmiyordu. Ancak ayağına gelen bu fırsatı kaçırmaya niyeti yoktu. “Beranz,” diye bağırdı. “Adamların ile piyadeleri burada tut, sakın güneye dönmesinler. Kalanlar benimle birlikte güneye, kamp alanına… Durmak yok, arbaletçiler ile uğraşmayın. Rhodok askerleri ile buluşana kadar dörtnala ilerleyin!”
Ancak hala uğraşılması gereken şu ufak Swadia Şövaleyeleri grubu vardı. Güneye doğru ilerlerken Alhedras Marnid’in yanına yaklaştı. “Sen durma,” dedi Marnid’e. “Adamlarını al ve Rhodok ile kamp alanında buluş. Destek yetişene kadar kamp alanını elinizde tutun!” Ardından az sayıda süvariyi yanına alarak Swadia Şövalyelerine doğru döndü.
Alhedras karşılaşacağı kişinin Alhambro olduğunu henüz bilmiyordu.
******
Rhodok askerlerinin kamp alanına girişi adeta bir kaos ortamı yaratmıştı. Muhafızlar oradan oraya koşuşturuyor, komutanlar birbirleriyle çelişen emirler yağdırıyorlardı. Tüm bu karmaşanın ortasında Dustum Han yenilginin kokusunu almıştı. “Dhirim’e geri çekiliyoruz!” dedi kumandanlarına. “Toplayabildiğiniz kadar adamı toplayın. Şu adamlara da söyleyin geri çekilme burusunu çalsınlar hemen! Ne kurtarsak kardır…”
Ardından Baheshtur’u çağırdı ve atına atladığı gibi korumaları ile birlikte güneye, Dhirim’e doğru yola çıktı. Dustum kıl payı kurtulduğunu düşünüyordu. Rhodok askerleri kumanda çadırlarını dağıtmadan hemen önce kamptan uzaklaşmıştı. Geriye dönüp baktığında çadırların yıkıldığını, askerlerin oradan oraya koşturduğunu görebiliyordu. Bir kez daha şansına şükrederek yüzünü güneye döndü.
Islık çalarak uçan bir ok, yanağının hemen kenarından geçti. İnce bir kesikten aşağı kan akarken Dustum bu yeni tehditi görmek için ileri baktı.
Beyaz bir yıldırım, beyaz bir ata binmiş bir süvari, bir intikam iblisi son hızla üstlerine doğru geliyordu…
Baheshtur geleni tanımıştı. Öfke ile haykırıp ileri fırladı.
“Nizaaaaar!”
******
Marnid kamp alanına girdiğinde gözlerine inanamadı. “Borcha, dostum” dedi atından aşağı atlarken. “Yaşıyorsun!”
İki eski dost savaş alanının ortasında kucaklaştılar. “Eh biraz inatçı olduğumu herkes bilir.” dedi Borcha sırıtarak. “Kolay kolay ölmeye niyetim…”
Borcha bir anda Marnid’i geri itti. Marnid yere düşerken dostunun kolunu tutarak geri devrildiğini gördü. Borcha’nın koluna küçük bir fırlatma bıçağı saplanmıştı. Göz ucuyla bir hareket yakaladı ve şans eseri hemen yanında olan bir kalkanı yakalayıp kaldırdı. İkinci bir bıçak kalkana saplandı.
Bu sırada Borcha kolundaki bıçağı çıkarmıştı. İki dost ayağa kalkarak rakipleri ile yüzleştiler.
Karşılarındaki ufak tefek bir kadındı…
Like this:
Be the first to like this post.
Son Yorumlar